Fosiller Nerede Oluşmaz?
Bir Sonbahar Sabahı Kayseri’de Yola Çıkmak
Hayatın içindeki en acımasız şey, bazen kendi hikayenin başkahramanı olamamaktır. Belki de bu yüzden yıllarca bekledim, yıllarca o doğru zamanı aradım. Kayseri’de, sıcak yaz akşamlarında bile bir parça serinlik aradım. Ama gerçek şu ki, hayatın bize sunduğu güzellikler kadar acıları da içselleştirmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Her şey, bir sonbahar sabahı başlamak üzereydi.
Kayseri’nin o sakin, ama bir o kadar da derin sessizliğini sevmeye başlamıştım. Her sabah kalktığımda, güneşin dağlardan vurduğu ışık, şehri bir masalın içinde gibi gösteriyordu. İşte o sabah, cesurca yola çıkmaya karar verdim. Nehrin taşan sularında bir fosil arayan biri gibi, yüreğimi ve zihnimi de arayışa çıkarmak istedim. İnsan, kendini en çok kaybettiği yerde bulur, değil mi? O yüzden bu sabah bana özgürlük ve umut vadetti.
Yola çıkarken cebimde ne çok şey vardı aslında: korkular, hayal kırıklıkları, küçük mutluluklar… Hepsi birer fosil gibi, zamanla taşlaşıp, geçmişin topraklarında kalmışlardı. Bir yandan da bir şeyler bulmak, yeni bir şeyler keşfetmek istiyordum. Fosillerin, eski hayatların, eskimiş anıların peşindeydim. Ama tam da bu noktada, düşündüğüm gibi bir şeyle karşılaşmayacağımı anlamaya başladım.
Fosillerin Oluşmadığı Yerde
Fosiller, nasıl oluştuğu ve ne zaman var olduklarıyla ilgili bir sürü şey okumuştum. Ama biri bana “Fosiller nerede oluşmaz?” diye sorsa, tek bir cevabım olurdu: Fosiller, değişimden kaçan yerlerde oluşmaz.
Kayseri’nin hemen dışında, eski bir köy vardı. Burada her şey normaldi, ama bir gün orada bir şeylerin olduğunu fark ettim. O köyde, herkes hep aynı yerde duruyordu. Tıpkı zamanın o insanları da içine çekerek donuk hale getirmesi gibi. Kimse bir yerden bir yere gitmeye cesaret edemedi. Geçmişin gölgesinde sıkışmış, yarının umutlarından habersizdi herkes. İşte bu yüzden o köyde fosiller yoktu. Bir yaşam durduğunda, dönüşüm de durur. Bu, hiçbir şeyin geriye dönüşü olmayan bir yerde kalması gibi bir şeydi. Bunu anlamak, bana ilk kez yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu düşündürdü.
Bazen bazen bir hayatın içindeki değişim, onun ilk adımlarını atarken en sessiz olanıydı. Geceleri, o köyde herkesin penceresinde loş ışıklar yanardı. Ama içerisi karanlıktı, sadece fiziksel değil, ruhsal bir karanlık da vardı. Yavaşça kaybolan bir umut gibi. İşte bu tür yerlerde fosiller oluşmaz, çünkü her şey ve herkes durur.
O köydeki insanlardan hiçbirinin kendini değiştirme cesareti yoktu. Herkesin içinde bir parça eskiye, geriye gitme isteği vardı. Ama bu geriye gitme isteği bir tür hastalık gibiydi. Fosil olma yolunda tek bir adım atmadan, zaman içinde yer değiştiren anıların yalnızca taşlaşmış halleri haline gelmekti bu.
Beni de Taşlaştıracak Bir Yerde Miydim?
Yolda yürürken, her adımda zihnimde yeni bir şeyler oluşuyordu. Ama o kadar ağır bir yük vardı ki omuzlarımda, hem geçmişimle hem de bu toplumla, bu kasaba ile savaşarak ilerliyordum. Bir zamanlar Kayseri’deki o eski sokaklarda, annemin ellerini tutarak yürüdüğümde hissettiğim güveni hatırladım. O zamanlar dünyanın en büyük fosili ben olabilirdim, ama herkes gibi yaşlanmak, taşlaşmak değil; insan gibi yaşamak istiyordum. Fosil olmak mı, yoksa yaşamı kucaklamak mı? Bu soruyu sormak, bana özgürlüğün en büyük anlamını öğretti.
Bazen değişim, bir köydeki taşların altından, bir nehrin kayalarına kadar ulaşmaz. İşte o noktada, kimsenin yenilik getirmediği, kimsenin eskisini yıkmadığı yerlerde fosiller oluşur. Kayseri’nin dağlarındaki rüzgarlar, bana bu soruyu düşündürürken, yerleşik bir düzenin, toplumun gölgesinde nasıl durduğumuzu ve bu durağanlıktan nasıl sıkıldığımı fark ettim. Belki de ben de o köydeki insanlar gibiydim, yaşamın bana sunduğu yeni şeylere direnirken. Ama bu, taşlaşmama neden olacaktı.
Hayatın ne kadar zorlayıcı olursa olsun, fosilleşmek istemediğimi anlamam uzun sürmedi. Kayseri’nin sessizliğinde, taşlaşmam için benden hiçbir şey kalmazdı.
Sonunda Fosil Olmadım
O gün, Kayseri’ye geri dönerken bir şey fark ettim: ben fosilleşmeye başladığım her an, aslında kendimi kaybetmiştim. Ama taşlaşan ben, sadece geçmişin yüküyle kalacaktı. O yüzden, hayatımda hiçbir zaman değişmeye direnmedim. Zihnimin taşlaşan her fikrini, her kırık parçasını değiştirmeye karar verdim. Geçmişe ait tüm o taşlaşmış hislerimle vedalaştım. Gerçek özgürlük, fosil olmayan bir zihinde ve ruhta saklıydı.
Bugün Kayseri’de, rüzgarın dağlardan savurduğu yapraklar gibi, ben de geçmişin taşlaşmış hatıralarından arındım. Artık sadece yaşadığım zamanı ve ona katılacak her anı istiyorum. Fosillerin, sadece geçmişin karanlık köşelerinde biriktiğini, nehrin taşlarında gizli olduğunu gördüm. Ama hiçbir şey o taşların altındaki derinliklerden çıkamayacak kadar donmuş değil. Hayat, değişimi kabul etmekle, yeni başlangıçlarla var olur. Ve ben, Kayseri’nin her köşesinde, her anında, fosil olmadan ilerlemeyi seçtim.
Fosillerin oluşmadığı yer, değişimin olmadığı yerdir. Değişim ise, hepimizin cesurca adım atmak zorunda olduğu bir yolculuk. Ve ben, o yolculuğa çıkmaya devam ediyorum.