Aktarma süresi kaç dakikadır? Şehir hayatının sabır testi
İzmir’de yaşayan biriysen, günün bir noktasında mutlaka şu cümleyi içinden geçirirsin: “Aktarma süresi kaç dakikadır?” Ama bu soru aslında basit bir zaman hesabı değil; bu, küçük bir felsefe sorusu gibi. Hatta bazen evrenin sana sorduğu kişisel bir sınav: “Bugün sabırlı mısın, yoksa Karşıyaka iskelesinde simit fırlatacak seviyeye geldin mi?”
Ben 25 yaşındayım. İzmir’de yaşıyorum. Dışarıdan bakınca “rahat adam” profili. Ama iç dünyamda bir Excel tablosu var: otobüs saatleri, metro gecikmeleri, vapur rüzgâr ihtimali… Hepsi ayrı hücrelerde çalışıyor. Ve o tabloda en çok kullanılan hücre şu: Aktarma süresi kaç dakikadır?
İlk aktarma: Hayatın sana “bekle bakalım” dediği an
Sabah kalkıyorsun. Alarm çalmış ama sen zaten alarmdan önce uyanmışsın çünkü beynin sana gece yarısı küçük bir sunum yapmış:
“Yarın işe geç kalma ihtimalin: %73
Aktarma süresi kaç dakikadır bilmiyorsun: %100 risk”
İzmir’de ulaşım planı yapmak, satranç oynamak gibi. Ama rakip sadece sen değilsin, aynı zamanda trafik, hava durumu ve bir anda yolun ortasına çıkan belediye çalışması.
Otobüse bindin diyelim. İlk aşama tamam. İç ses başlıyor:
“Tamam, buraya kadar iyi geldik. Ama asıl soru şu: Aktarma süresi kaç dakikadır ve ben bu sürede bir ömür tüketir miyim?”
İzban, metro ve o meşhur ‘koşan insanlar’ sahnesi
İzban’dan metroya aktarma yapacağın zaman, şehir bir anda Survivor alanına dönüşür. İnsanlar koşar, yürüyen merdivenler sanki yavaş çekimde çalışır, tabelalar ise sana özellikle ters açıyla bakar.
Yanımda biri bağırıyor:
— “Kaç dakika kaldı?”
Ben cevap veriyorum:
— “Aktarma süresi kaç dakikadır bilmiyorum ama ben şu an hayatımın final sahnesindeyim.”
Çünkü mesele dakika değil artık. Mesele o birkaç dakikaya sığdırmaya çalıştığın panik, umut ve “yetişirim ya” yalanı.
Koşarken düşünceler daha hızlı çalışır
Koşuyorum. Metroya yetişmeye çalışıyorum. Beyin ayrı bir hızda:
“Eğer 2 dakika geç kalırsan 10 dakika beklersin. Eğer 10 dakika beklersen hayatı sorgularsın. Eğer hayatı sorgularsan aç kalırsın. Aç kalırsan sinirlenirsin. Sinirlenirsen…”
Bir noktada duruyorum. Kendime diyorum ki:
“Bu kadar dramatize etmeye gerek var mı?”
Ama var. Çünkü İzmir’de aktarma süresi kaç dakikadır sorusu sadece saatle ölçülmez; moral, rüzgâr yönü ve simitçinin seni görüp görmemesiyle de ölçülür.
Aktarma süresi kaç dakikadır? Gerçek cevap mı, şehir efsanesi mi?
Merhabalar! Lep olarak “Aktarma süresi kaç dakikadır” konusunda aklınızdaki soruları yanıtlamak için buradayız.
Resmi olarak baktığında her şey net gibi görünür. Tabelalarda dakikalar yazar, uygulamalarda süreler gösterilir. Ama gerçek hayat öyle değildir.
Çünkü İzmir’de aktarma süresi üç şeye bağlıdır:
1. Otobüsün “birazdan geliyorum” deyip gelmemesi
2. Metro kapısının tam sen yaklaşınca kapanması
3. Vapurun “bugün biraz rüzgâr var” diye yavaşlaması
Bir gün bir arkadaşım sordu:
— “Aktarma süresi kaç dakikadır gerçekten?”
Ben de düşünmeden cevap verdim:
— “Teoride 7 dakika, pratikte kişisel gelişim kampı süresi.”
Bekleme anlarının gizli psikolojisi
Durakta beklerken herkes aynı şeyi yapar ama kimse kabul etmez: zamanla pazarlık.
“Eğer 5 dakika içinde gelirse bugün şanslıyım.”
Sonra 5 dakika geçer:
“Tamam 10 dakika normal.”
10 dakika geçer:
“Zaten yürümek de sağlıklı.”
İşte bu noktada aktarma süresi kaç dakikadır sorusu artık matematik değil, psikolojik dayanıklılık testidir.
Durak bankı: küçük ama kritik savaş alanı
Durak bankına oturuyorsun. Yanında biri var, o da aynı kaderi yaşıyor. Göz göze geliyorsunuz ama konuşmuyorsunuz. Çünkü İzmir’de toplu taşımada bir tür sessiz anlaşma vardır:
“Biz aynı gemide değiliz ama aynı otobüsü bekliyoruz.”
Bir bakış atıyor:
— “Geldi mi?”
Omuz silkiyorum:
— “Aktarma süresi kaç dakikadır belli değil.”
İkimiz de gülüyoruz. Çünkü başka çaremiz yok.
Şehir içi yolculuklarda zaman algısının bozulması
İzmir’de aktarma yaparken zaman normal akmaz. Bu bilimsel bir gerçek olmasa bile, herkesin kabul ettiği sosyal bir gerçekliktir.
5 dakika = 15 dakika
10 dakika = “birazdan gelir herhalde”
20 dakika = hayat muhasebesi
Telefonu açıyorsun, sosyal medyaya bakıyorsun. Ama hiçbir şey seni o sorudan kurtaramıyor:
Aktarma süresi kaç dakikadır ve ben neden hâlâ buradayım?
Telefon bataryası ve hayatın kırılganlığı
İlgili Makale: Ahşap ve tahta arasındaki fark nedir ?
Şarj %12.
Bu bilgi bir anda daha önemli hale gelir:
“Eğer otobüs gelmezse şarj bitecek. Şarj biterse harita yok. Harita yoksa yol yok. Yol yoksa ben neredeyim?”
Yanımdaki kişi yine konuşuyor:
— “Kanka kaç dakikadır bekliyoruz?”
— “Aktarma süresi kaç dakikadır bilmiyorum ama ben artık hayatın beta testindeyim.”
Kahve ve bekleme ilişkisi
İzmir’de bekleme süresi uzadıkça insanlar kahveye yönelir. Bu bir refleks gibi.
“Bir kahve alayım da gelir zaten.”
Ama kahveyi aldığın anda otobüs gelir. Bu da evrensel bir şaka gibi.
Elinde kahveyle koşarken düşünürsün:
“Bu kahve neden hep en kritik anda geliyor?”
Aktarma süresi kaç dakikadır? Arkadaş muhabbetlerinde efsaneleşen soru
Arkadaş grubunda bu konu açıldığında herkesin anlatacak bir hikâyesi vardır.
Birisi der:
— “Ben 3 dakika yüzünden kaçırdım.”
Diğeri ekler:
— “Ben 1 dakika erken çıktım yine kaçırdım.”
Ben genelde dinlerim ve şunu söylerim:
— “Aktarma süresi kaç dakikadır diye sormak bile riskli aslında.”
Çünkü bu soru bir kez soruldu mu, hayat seni teste alır.
Geç kalmak değil, yanlış zamanda doğru yerde olmak
İzmir’de aktarma yaparken mesele geç kalmak değildir. Mesele, doğru anda yanlış peronda olmaktır.
Bir gün metroya yetiştim. Gerçekten yetiştim. Ama bu sefer de yanlış yöne bindim.
Yanımdaki yaşlı amca baktı:
— “Evlat nereye gidiyorsun?”
— “Bilmiyorum ama aktarma süresi kaç dakikadır sorusunu yanlış cevapladım.”
Amca güldü. Ben de güldüm. Sonra indik.
İç sesin yorulması
Bir süre sonra iç ses bile yoruluyor:
“Ben artık yorum yapmayacağım. Sen ne yaparsan yap.”
Ama yine de susmuyor. Çünkü aktarma süresi kaç dakikadır sorusu beynin arka planında sürekli açık bir sekme gibi.
Şehrin ritmi ve insanın uyum savaşı
İzmir hızlı bir şehir değil. Ama yavaş da değil. O yüzden insanı sürekli arada bırakır.
Bir gün sabah işe giderken düşündüm:
“Belki de sorun aktarma süresi değil. Belki de benim beklentim.”
Sonra otobüs yine geç geldi.
Yani evet… biraz da sistem.
Ritme uyum sağlamaya çalışmak
Zamanla şunu öğreniyorsun:
Koşmak her zaman çözüm değil.
Plan yapmak her zaman işe yaramıyor.
Ama espri yapmak her zaman işe yarıyor.
Çünkü en sonunda yine aynı soruya dönüyorsun:
Aktarma süresi kaç dakikadır ve ben neden bunu hâlâ ciddiye alıyorum?
Gülmek bir tür aktarma yöntemi
Beklerken yanındakiyle gülmek aslında en iyi aktarma stratejisi.
Birisi şaka yapıyor:
— “Bu otobüs gelmezse yürürüz.”
Diğeri cevap veriyor:
— “Zaten yürümeye başladık sayılır.”
Ve bir anda beklemek daha hafif hale geliyor.
Son durak hissi değil, ara durak farkındalığı
Günün sonunda şunu fark ediyorsun: hayat tek bir varış noktası değil. Sürekli aktarma var.
İzmir’de bir yerden bir yere giderken aslında sadece fiziksel değil, zihinsel de aktarma yapıyorsun.
Bir düşünceden diğerine
Bir telaştan sakinliğe
Bir panikten gülmeye
Ve her seferinde aynı soru arkadan geliyor:
Aktarma süresi kaç dakikadır?
Cevap ise hiçbir zaman tam net değil. Çünkü bazen 3 dakika, bazen 30 dakika, bazen de sadece “beklediğine değdiği an” kadar.